Türkiye Cumhuriyeti Döneminde YENİÇAĞA 25

Reşadiye Tarih
(1910-1935 Yılları Arası Dönem)

Çağa Kasabasının başka bir yere taşınmasına karar verilmesi ve bunun ilk adımı olarak yeni yerleşim yerinin tespit edilmesi ile bölgenin yeni merkezinin de tarihi başlamış oluyordu. Reşadiye, kurulmaya başladığı yıllarda bu bölgenin adı Mumpınarı ve Gölağzı’dır. Resmi yazışmalarda da burası ile ilgili yazılarda Mumpınarı ve Gölağzı isimleri kullanılmıştır.

Sonuç olarak yeni kurulacak yerleşimin Çağa Gölü’nün güneyine Gölağzı (Mumpınarı)na kurulmasına karar verildi. Çağa o dönemde Gerede Kazasına bağlı olduğu için alınan karar Gerede Kaymakamlığı’na, oradan da Bolu Mutasarrıflığına bildirildi. Bolu Mutasarrıfı, İçişleri Bakanlığına, sonra da Sadaret Makamına yani devrin Sadrazamı Hilmi Paşa’ya Çağa Kasabası halkının Gölağzı mevkiine taşınma isteğini ilettiler. Bu yazışmalardan hemen bir onay çıkmadı. Mevsim sonbahardı. Çetin kış şartları yaklaşmaktaydı. İnsanlar hala çadırlarda yaşıyordu. Çağa’nın, Gölağzı mevkiine taşınması, burada inşaata başlaması mevsim şartları düşünüldüğü zaman Ağustos ve Eylül aylarından sonra çok zordu. Çağa halkı Gerede kaymakamına, kaymakam, Bolu Mutasarrıfına Gölağzı mevkiine biran önce göç edilmesine izin verilmesi için ısrarla müracaat ettiler. Bolu mutasarrıfı da başkent İstanbul’a sürekli bilgi vermekteydi. Bolu mutasarrıfı Başkent’e telgraf çekerek Gölağzı mevkiine göçe biran önce izin verilmesinin ve bu izin neticesinde bu bölgenin oturma izinlerinin halka gönderilmesini talep etti.

Reşadiye Adının Kökeni

Çağa’da meydana gelen yangın sonunda halk yeni bir yerleşim yeri kurmayı gerekli görmüştür. Bu yerleşim yeri Mumpınarı (Gölağzı) adı verilen bugünkü Yeniçağa’nın olduğu yerdir. Yeni yerleşim yerinin Mumpınarı’na kurulmasına karar verilmiş; Gerede Kazası, Bolu Mutasarrıflığından ve başkent İstanbul’daki resmi makamlarda izin alınmıştır. Yeni kurulacak olan yerleşim yerinin isminin ne olacağına gelince, Mumpınarı mevkiini Padişah Sultan Mehmet Reşad halka ücretsiz olarak vermiştir. Bunun karşılığında da Çağa halkı yeni kurulacak olan yerin adını Padişah Sultan Mehmet Reşat’a izafeten “Reşadiye” olmasına karar vermiştir. İşte Reşadiye ismi buradan gelmektedir.

Reşadiye Ne zaman kuruldu?

Reşadiye’nin kuruluşu için “Güzellikler Diyarı Yeniçağa” kitabında ve halk arasındaki anlatımlarda farklı tarihler söz konusudur. Bu tarihlerden birincisi 1907 olarak gösterilmiştir. Bir başka tarih olarak da Çağa’daki yangınlar için Hicri 1324 (1907-1908) verilmektedir. Çağa’dan Reşadiye’ye göç için ise Hicri 1325 (1908) tarihi kabul edilir. Atatürk’ün Reşadiye’ye gelişinin anlatımlarında da Çağa’dan göç 1907 yıllarına götürülür. Bu tarih kesinlikle doğru değildir. Reşadiye 1910 yılından sonra inşa edilmeye başlamıştır.

Atatürk’ün Reşadiye’ye Gelişi

Bugünkü Yeniçağa Belediyesi Yeni Düğün Salonunun olduğu alan 1930‟lu yıllarda “Millet Bahçesi” diye adlandırılmıştır. Atatürk Cumhurbaşkanı olduktan sonra devletin işlerini yoluna koymaya çalışmış, yurdun birçok yerini de ziyaret etmiştir. Anadolu gezilerinde, Bolu ancak 1934‟te programa alınabildi. Şimdiye kadar, Reis-i cumhur, Ankara Yabanabad (Kızılcahamam), Gerede, Reşadiye, Bolu, Düzce ve Adapazarı güzergahını görmemişti, fırsatını da bulamamıştı.1923-1934 devresinde, çeşitli vesilelerle, Çankaya’ya heyetler gönderilmiş, Boluluların içten ısrarlı davetleri tekrarlanmıştı. Dertli Gazetesi sahibi, Bolu Mebusu İlyaszâde (Gülez) ve Tayyare Cemiyeti Başkanı, Mustafa Kemal Paşa’nın Milli Mücadelede; inkılâplarının yayılmasında her zaman yanında bulunan Cevad Abbas (Gürer) Boluluların hislerine tercüman olmuşlardı.

İkinci Türk Dil Kurultayı’nın 18 Ağustos 1934‟te İstanbul Dolmabahçe Sarayı’nda toplanmasına karar verilmişti. Atatürk hem bu toplantılara katılmak hem de bir süre dinlenmek amacıyla İstanbul’a gidecekti. Ankara’dan İstanbul’a giderken yol güzergahı üzerinde bulunan yerleşim yerlerine de uğranacaktı.

Mustafa Kemal’e bağlılık ve özlem duyan Bolulular, Temmuz 1934 de müjdeyi Mebus, Cevad Abbas Bey’den öğrendiler. Alışılagelmiş tetkiklerini yapmak için Bolu’ya gelen Mebus, Vali Ali Rıza (Üner) ve Belediye Başkanı, Baytar diye tanınan Reşad (Aker)le görüşerek Reis-i Cumhur’un Bolu’ya geleceği müjdesini verdi. Haber üzerine Bolu, sevinçle çalkalandı. Ata, Bolu’ya gelecekti. Bu mutlu olayı en iyi Şekilde değerlendirmek, ona layık bir Şekilde karşılama törenleri hazırlamak için Bolu’nun ileri gelenleri toplandı. Gerekli programlar yapıldı. Komiteler kuruldu. Atatürk’ün geldiği zaman Reşadiye Bolu valisi ve Bolu’nun ileri gelenleri Atatürk’ü karşılamak için çalışmalara başlarken, Ankara ile Bolu yolu üzerindeki küçük büyük yerleşim yerlerine de haber salındı. Ankara karayolundan Bolu sınırı Gerede’de başlıyordu. Atatürk’ü ilk karşılama burada yapılacaktı. Gerede’de bir süre dinlenecek ve yola devam ederek Reşadiye Köyüne gelinecekti. Buradan da Bolu’ya yol güzergahı boyunca devam edilecekti.

Bolu ve Gerede’de bir karşılama komitesi kuruldu. Bu dönemde Gerede Kaymakamı Emin Bey idi. Reşadiye’de devletin kurumlarından karakol ve bir ilkokul ve cami vardı. Reşadiye Köyü bu kurumların çevresinde kurulmuştu. Öğretmen Saim Bey, muhtar ve köyün ileri gelenleri toplandılar ve ne yapacaklarına karar vermeye çalıştılar. Karayolu köyün içinden geçiyordu. Gölün kenarında ise Millet Bahçesi adı verilen bir bahçe vardı. Bu bahçede göl kenarında iki katlı bir bina ile ahşap bir iskele vardı. Ahşap iskelenin uç kısmında gölgelik, üstü kapalı yanları açık bir kulübe bulunmakta idi. Göl gazinosu iskelenin sol tarafındaydı.

Reşadiye halkı, Atatürk’ü cami, okul ve karakolun önünde karşılayacaktı. O zaman Reşadiye merkezi burası idi. Oradan Millet Bahçesine, Göl kenarına kadar yola halılar serilecek ve Atatürk bu yoldan Reşadiye Gölü’ndeki iskeleye ulaşacaktı. Atatürk’ü ağırlamak için en uygun yerin göl kenarındaki iskele olduğuna karar verilmişti.

15 Haziran’da yaver Cevat Abbas Gürer, hazırlıkları yerinde görmek amacıyla Atatürk’ün geleceği yol güzergahı üzerinden Ankara’dan yola çıktı. Kızılcahamam, Gerede, Reşadiye ve Bolu’ya geldi. Yapılmakta olan hazırlıklar hakkında bilgi aldı. Gördüğü eksikliklerin düzeltilmesini istedi. Gazi Hazretleri, 16 Temmuz 1934 Pazartesi günü saat 09:00‟da beraberinde Dâhiliye Vekili 125 Şükrü Kaya, Milletvekillerinden Kılıç Ali, Nuri Hasan Cavit, Salih, İsmail Hakkı Beylerle, Ordu Müfettişi Fahrettin Paşa ve maiyeti olduğu halde Ankara’dan otomobille Kızılcahamam’a hareket etti.

Geceyi Kızılcahamam’da, Çamlık’ta hazırlanan çadırda geçirdi. 17 Temmuz Salı günü Reisicumhur Hazretleri, sabah Kızılcahamam’dan otomobille hareketle saat 11:00‟de Gerede’yi Şereflendirdi. Kasaba halkı eşsiz bir sevinç içerisindeydi. Bütün halk, kasaba girişinde toplanarak Gazi Hazretlerini coşkulu tezahüratlarla karşıladı. Gerede ve ovası, Erzurum ve Sivas yaylalarını hatırlatan serinlikte seyredildi. Vali ve Gerede Kaymakamı'nın, Belediye Başkanı'nın izahları dinlendi. Mustafa Kemal'in hoşuna gitmiş olmalı ki, tepeye "Esen Tepe" denildi. Reis-i Cumhur ve beraberindekiler, son yılların en güzel yemeğini, Geredeli, Mengenli ve Bolulu aşçıların elinden yemişlerdi. Öğleden sonra nefis manzarası ile insanı büyüleyen Reşadiye’ye hareket edildi. Gölün güneyindeki kasabada, köy halkı Mustafa Kemal’i yine candan karşılayarak bağrına bastı.

17 Temmuz Salı günü Atatürk yanındakilerle Gerede’den Reşadiye’ye doğru inerken yeşillikler içindeki masmavi gölü görünce acaba nasıl bir hayranlık duygusu hissetmiştir. Bu eşsiz manzara karşısında etkilenmemek elbette mümkün değildir. Reşadiye halkı Atatürk’ün geldiğini görünce onu coşku ile karşıladı. İhtiyar, kadın, erkek, çocuk herkes büyük bir heyecan içerisindeydi. Hep bir ağızdan tezahürat yapıyor, alkışlıyorlardı. Reşadiye halkı bugünkü Yukarı Cami (Reşadiye Cami) önünde toplanmışlardı. Eski karayolu güzergahı buradan geçiyordu. Reis-i Cumhur, şimdi Anıtkabir Müzesi'nde bulunan otomobilden indi. Spor kıyafetli idi. Gömlek yakası açıktı. Ön cebinde beyaz mendil vardı. Siyah kuşaklı fötrü ile halkı selamladı. Yollara halılar serilmişti. Kalabalığa yaklaştığı zaman Saim öğretmen ve iki küçük kız çocuğu Atatürk’e Reşadiye halkı adına çiçek verdiler. Bu iki kız çocuğunun da adı Mükerrrem’di. Öğrenciler hep bir ağızdan Atatürk’e Şiirler okudular. Atatürk’e “hoş geldiniz” dediler.

Atatürk, yanındakiler ve Reşadiye halkı çiçeklerle süslenmiş halı üzerinden Millet Bahçesine doğru yürüdüler. Atatürk ve maiyeti Reşadiye’ye öğleden sonra gelmişlerdi. Hava sıcaktı. Göl kenarında ise hava serin ve rahatlık verici idi. Atatürk, ahşap iskeleye çıktı. Göl tatlı bir serinlikle insanı rahatlatıyordu. İskelenin uç kısmındaki gölgelikte oturdular. Öğle yemeği Gerede’de yenmişti. Bu yüzden misafirlere ayran ikram edildi. Reşadiye’nin tarihi kısaca kendisine anlatıldı. Halkın buraya gölün kuzeyinde bulunan Çağa tarihi yerleşiminde çıkan yangın neticesinde geldikleri söylendi. Atatürk, yaşanan yangın olayını ve sonrasında kurulan Reşadiye’nin tarihçesini dinledikten sonra Çağa’nın olduğu yere Eskiçağa, Reşadiye’nin olduğu yere de Yeniçağa adını verdi.

Türk Tarihi Anadolu’da Selçuklularla başladı. Yeniçağa sınırlarında Türkler tarafından kurulan ilk Türk yerleşimi büyük Türk komutanı ve ilk Türk denizcisi olan Çaka Bey tarafından kurulmuştu. Bu nedenle kurulan yerleşim yerine Çaka, Çağa adı verilmişti. 1909 tarihinde Çağa’da meydana gelen yangın sonucunda gölün güneyinde yeni bir yerleşim yeri kurulmuş bu yeni yerleşim yeri devrin Osmanlı Padişahı Mehmet Reşad tarafından halka verilmesi nedeniyle Reşadiye ismini almıştı. Son olarak da Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk tarafından Yeniçağa ve Eskiçağa isimleri konulmuştur. “Reis-i cumhur ”Buraya Yeniçağa denilsin” direktifini verdi.128 Böylece bu topraklarda yaşayan halk devrin en önemli şahsiyetlerinin yerleşim yerlerine koyduğu isim babalığı ile onurlandırılmıştır.

17 Temmuz 1934 tarihinde Reşadiye nahiye olma şansını kazanmış, ismi Reisi Cumhur tarafından Yeniçağa olarak değiştirilmiş ve yine bu tarihte Atatürk tarafından ziyaret edilmiştir. Böyle önemli günler ülkenin dört bir yanında sevinç ve coşku ile her yıl dönümünde kutlanırken ne yazık ki Yeniçağa’da bu gün hakkı ile bilinememiş, hatta bu olay zaman içinde unutulmaya yüz tutmuştur. Yeniçağa tarihinde bana göre iki önemli milat vardır. Birincisi 1910 tarihidir. Bu tarih Yeniçağa’nın kuruluş tarihidir. 


 25 Kaynak: İdris Keleş, Yeniçağa Tarihi 1, Çağa ve Köylerinin Tarihi.